|
İSLAM
DÜNYASI İÇİN İTTİFAKIN ÖNEMİ
HARUN YAHYA
Giriş
Bugün İslam dünyasına baktığımızda,
Müslümanların en önemli problemlerinden birinin parçalanmışlık olduğunu
görürüz. Avrupa'nın neredeyse tüm devletleri, siyasi, ekonomik ve
kültürel bir birlik olan "Avrupa Birliği" çatısı altında
toplanmış iken; Müslümanlar yeteri derecede iş birliği kuramamış
durumdadırlar. Müslüman ülkeler arasında tam bir dayanışma olmadığı
gibi, farklı Müslüman mezhepler, cemaatler, tarikatlar, fikri hareketler
ve kuruluşlar arasında da gereken kaynaşma ve yardımlaşma yoktur.
Oysaki Allah, tüm Müslümanların tam bir birlik ruhu içinde yaşamalarını
ve hareket etmelerini emretmiştir. Rabbimiz Müslümanların, "sanki
birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi" olmalarını
gerektiğini bildirmiş (Saff Suresi, 4) ve şöyle buyurmuştur:
Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın...(Ali
İmran Suresi, 103)
Allah, Müslümanlar birlik olmadıkları takdirde, güçlerinin azalacağını
ise şöyle haber vermiştir:
Allah'a ve Resulü'ne itaat edin ve çekişip
birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin.
Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46)
Bu ayette, günümüz dünyasında Müslümanların neden gerektiği kadar
güçlü olmadıklarının da asıl sebeplerinden biri haber verilmektedir:
birlik ruhu içerisinde olmamak. Eğer tüm Müslümanlar birlik olsalar;
İslam ülkelerini kalkındırmak, imar ve inşa etmek; zulüm gören Müslümanlara
yardım eli uzatmak ve onları korumak için gerekli fikri mücadeleyi
yürütmek; İslam ahlakını tüm dünyaya en güzel biçimde tebliğ ve
temsil etmek; sözde İslam adına ortaya çıkan terörizm gibi sapkın
akımları dizginlemek; tüm insanlığın hayrına olacak bilimsel, sanatsal,
kültürel gelişmeler kaydetmek gibi pek çok başarıyı Allah Müslümanlara
nasip edebilir.
Büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi'nin ifadesiyle İslam dünyası
için önemli tehlike, "cehalet, zaruret (fakirlik) ve
ihtilaftır". Bunları "sanat, marifet,
ittifak" yoluyla yenmek gerekmektedir. (Divan-ı Harbi
Örfi sf. 15) İttifak belki bunların içinde en önemlisidir, çünkü
ittifak sayesinde tüm Müslümanlar "sanat ve marifetlerini",
yani tüm yetenek ve bilgilerini birleştirip, İslam'a büyük hizmetlerde
bulunabilirler.
İttifakın
Mantığı: İman Esaslarında Birleşmek
Müslümanlar arasında birlik sağlanması için yapılması gereken en
önemli işlerden biri, bu birliğe engel olabilecek yanlış zihniyetleri
ortadan kaldırmaktır.
Bu yanlış zihniyetlerin başında ise, bir Müslümanın bir diğer Müslümana
bakarken, ortak noktaları değil farklılıkları görmesi gelir. Oysa,
İslam ahlakının gereği tüm farklılıklara rağmen Müslümanların, birbirlerinin
kardeşleri oldukları gerçeğini unutmamalarıdır. Irkı, dili, vatanı,
mezhebi ne olursa olsun tüm Müslümanlar kardeştirler.
Dünyadaki tüm Müslümanlar; Allah'a iman etmekte, Kuran'a tabi olmakta;
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in yolundan gitmekte; namaz kılarken
aynı kıbleye dönüp, ahirette aynı güzel karşılığı ummaktadırlar.
Tüm Müslümanların; Rabbi, Kitabı, peygamberi, kıblesi aynıdır.
Bediüzzaman Said Nursi'nin ifadesiyle, tüm Müslümanların
"Hâlıkı bir, Râzıkı bir, peygamberi bir, dînî bir, kıblesi bir,
kitabı bir"dir. (Mektûbat, s. 243)
Dahası her Müslüman; cinayet, zulüm, hırsızlık, sahtekarlık, cinsel
sapkınlık gibi günahlara karşıdır ve aynı ahlaki değerleri savunur.
Tüm bu ortak noktaların, diğer bazı noktalardaki fark ve ihtilafları
tamamen önemsizleştirmesi gerekir. Müslümanların; farklı mezheplerin
takipçileri olmaları, farklı milletlerden ve etnik kökenlerden gelmeleri,
siyasi veya sosyal konularda bazı farklı görüşler taşımaları, farklı
sosyal grup veya cemaatler içinde bulunmaları ve İslam'a hizmet
için farklı yollar benimsemeleri birlik ruhu içinde olmalarına hiçbir
şekilde engel değildir.
Dolayısıyla, Müslümanlar arasındaki farklılıkları vurgulayan hususlar
yerine, onlar arasındaki birliği vurgulayan temel iman esasları
üzerinde durmak gerekir. Müslümanlar, yazılarında, konuşmalarında,
sohbetlerinde ve dahası düşüncelerinde; diğer Müslümanlarla olan
anlaşmazlıklarını ön plana çıkarmak yerine; ortak iman esaslarına
önem vermelidirler. Bir diğer Müslüman kardeşine bakarken, öncelikle
karşısındaki kişinin Müslüman olduğu gerçeğini göz önünde bulundurmalıdırlar.
Süleyman Hilmi Tunahan'ın bu konudaki öğüdü, hepimiz için yol göstericidir:
"Vasiyetim olsun: Tefrikaya düşmeyiniz. Kavmiyet gütmeyiniz.
Ehl-i Sünnet'in gayri olan yanlış yollara sapmayınız."
Diğer
Müslümanların Hizmetlerini Takdir Etmek
Bugün insanlık içine düştüğü durumdan kurtulabilecek bir çıkış yolu
aramakta, dünyaya barış, huzur, adalet getirecek bir yol gösterici
beklemektedir. Bu yol göstericilik, İslam toplumunun sorumluluğudur
ve tüm Müslümanların bu bilinçle hareket etmeleri gerekmektedir.
Nitekim farklı dillerden, ırklardan ve cemaatlerden Müslümanların
dünyanın dört bir yanında İslam ahlakını tebliğ etmek için gösterdikleri
çaba neticesinde, yeryüzünde Müslümanların sayısı gün geçtikçe daha
da artmaktadır. İnsanlık doğruya yönelmeye başlamıştır. Bu ortam
içerisinde İslam'a hizmet çabası içinde olan her mümin, son derece
kıymetlidir. Hataları, eksiklikleri, bazı yanlışları olabilir; bunlar
zamanla giderilebilir. Kuran ahlakının ve Peygamberimiz (sav)'in
sünnetinin gereği, her Müslümanın hizmetini takdir etmek ve onu
hizmetini daha da büyütmesi için teşvik etmektir.
Bu noktada, Müslümanların İslam'a hizmet etmek, İslam ahlakını yaymak,
din ahlakına uygun olmayan felsefelere karşı gerekli fikri mücadeleyi
yürütmek için yaptıkları hizmetlerin farklı şekillerde, farklı zeminlerde
olabileceğine dikkkat etmek gerekir. Her Müslüman, kendi imkanları,
kendi birikimi, kendi şartları neticesinde farklı bir yol tutturmuş,
farklı bir yöntem kabul etmiş olabilir. Müslümanlar ilim, ekonomi,
sanat, eğitim gibi farklı alanlarda çalışmalar yürütebilirler. Kimileri
bu alanların bazılarında uzmanlaşmış olabilir. Farklı yöntem, usul
ve üsluplar kullanabilirler. Bunlar nedeniyle diğer bir Müslüman
kardeşini eleştirmek, onun yaptıkları beğenmeyip yalnızca kendini
övmek, vicdana uygun bir tavır olmaz. Büyük alim Bediüzzaman Said
Nursi bu gerçeği son derece veciz bir biçimde şöyle ifade etmiştir:
"(Müslüman) 'Mesleğim haktır, yahud daha güzeldir' diyebilir.
Yoksa başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini ima eden,
'Hak yalnız benim mesleğimdir' veyahut 'güzel benim meşrebimdir'
diyemez." (Lemalar sf. 140)
Allah'ın rızasına uygun olan ise, Müslümanların, diğer Müslümanların
da hizmetlerini övmeleridir. Bu yapıldığında, farklı Müslüman çevreler
arasında sevgi ve kardeşlik güçlenecek ve böylece birlik içinde
hareket etmeleri için gerekli zemin oluşacaktır.
Eleştirileri
Olgunlukla Kabul Etmek
Allah, Kuran'da Müslümanların hatalarında bile bile ısrar etmediklerini
bildirmiştir:
... Bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir.
(Al-i İmran Suresi, 135)
Bir Müslüman hayatı boyunca çeşitli hatalar yapabilir, yanlışa düştüğü
anlar olabilir. Yaptığı hata, içinde bulunduğu yanlış tavır Müslüman
bir kardeşi tarafından kendisine hatırlatıldığında, hemen doğruyu
görüp ona yönelebilir. Hatasından dolayı Allah'tan bağışlanma diler
ve Rabbimiz'in kendisini affetmesini umar. Bu nedenle, Müslümanların
birbirlerine öğüt verip hatırlatmada bulunmaları, yanlış birşey
gördüklerinde birbirlerini uyarmaları son derece önemli ve değerli
bir özelliktir. Allah'ın izniyle, Müslümanların daha iyiye, doğruya
ve güzele yönelmesine vesile olur.
Kendisine yanlışı gösterildiğinde dinlememek, öğüt verildiğinde
öğüt almamak ise Müslümanların şiddetle sakınmaları gereken kötü
bir ahlak özelliğidir. Bir Kuran ayetinde öğüt almaktan kaçınan
insanların durumu şöyle haber verilmiştir:
Şu halde, eğer 'öğüt ve hatırlatma' bir yarar sağlayacaksa, 'öğüt
verip hatırlat.' Allah'tan 'İçi titreyerek korkan' öğüt alır-düşünür.
'Mutsuz-bedbaht' olan ondan kaçınır. (Ala Suresi, 9-11)
Dolayısıyla Müslümanlar, birbirlerine her konuda rahatlıkla öğüt
verebilmeli, yaptıkları hizmette bazı kusur veya hatalar oluyorsa
bunu da birbirlerine rahatlıkla söyleyebilmelidirler. Öğüt alan
Müslümanın yapması gereken ise, gelen eleştiriyi hemen kabul etmek,
üzerinde samimi bir biçimde düşünmek ve bunu daha doğruya ilerlemek
için bir vesile saymaktır. Kuran ahlakını yaşayan ve sünnete uyan
bir Müslümanın yapması gereken budur.
Bediüzzaman Hazretleri bu konuya da dikkat çekmiş ve talebelerine
şöyle öğüt vermiştir:
"Risale-i Nur aleyhinde bir itiraz kutb-u azamdan dahi gelse,
Risale-i Nur Şâkirdleri sarsılmayıp, o mübarek kutb-u âzamın itirazını
iltifat ve selâm suretinde telâkki edip, teveccühünü de kazanmak
için, medar-ı itiraz noktaları o büyük üstadlarına karşı izah etmek,
ellerini öpmektir." (Büyük Tarihçe-i Hayat sf. 287)
Elbette bir diğer kardeşine eleştiri yapan Müslümanın da, ılımlı
ve yapıcı bir üslupta hareket etmesi gerekmektedir. Unutmamak gerekir
ki, asıl amaç, Allah'ın izniyle, İslam'a daha güzel hizmet edebilmek,
İslam ahlakını olabilecek en iyi şekilde temsil edebilmektir.
Sohbet ve İstişarenin
Adabı
Müslümanların birbirleri ile diyaloglarındaki üslupları, güzel ahlaklarını
gösterebilecekleri önemli fırsatlardan biridir.
Müslümanlar biraraya gelip bir konuda sohbet ve istişare ettiklerinde,
ihtilaflı konulardaki tartışmalardan kaçınmalı, bunları hoşgörerek
İslam'ın esası olan imani meselelerdeki birlik üzerinde durmalıdırlar.
Kur'an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz (sav)'in hadis-i şerifleri
temel alınmalı, mütevazi, saygılı ve nazik olunmalıdır. Sürekli
olarak karşı tarafa fikrini anlatmak yerine, onun fikrini öğrenmek
ve ondan istifade etmek temelinde bir üslup kulllanılmalıdır. Yalnızca
kendini övmek, Müslümanlar arasındaki tesanüde zarar verebilir.
Bunun yerine, asıl olarak Allah'ı ve Peygamber Efendimiz (sav)'i
öven, sonra da diğer Müslümanların güzel vasıflarını takdir eden
bir üslup kullanmak gereklidir. Unutmamak gerekir ki, İslam'ın en
önemli özelliklerinden biri güzel ahlaktır ve güzel ahlak en iyi
insan davranış ve sözleriyle ortaya konur. Akıl vermek yerine akıl
almak; hep eleştiri yapmak yerine eleştiri kabul etmek; yermek yerine
övmek; kusurları görmek yerine güzellikleri görmek esas kabul edilmelidir.
Özellikle de Müslümanların bir diğerinin hizmetini takdir etmesi
ve manen desteklemesi çok önemlidir.
Bu şuurla, örneğin denebilir ki;
Bediüzzaman Said Nursi, İslam'a ne büyük hizmetler
vermiştir. Yazdığı Nur Risaleleri, milyonlarca insanın hidayetine
vesile olmuştur ve halen de dünyanın dört bir yanında olmaya devam
etmektedir. İnkarcı felsefelerin çürüklüğünü müthiş bir akıl ve
basiretle ortaya koymuş, bu yolda kendisine isabet eden zulüm ve
iftiralara da büyük sabır göstermiştir.
Abdülhakim Arvasi, kurduğu ilim merkezi ile Müslümanlara
büyük hizmet vermiş, pek çok insanın hidayete ve doğru yola ulaşmasına
vesile olmuştur.
Süleyman Hilmi Tunahan, İslam'a hizmet etmek ve Kuran'ı
gönüllere yerleştirmek için büyük gayret sarfetmiştir. Onun açtığı
yolda ilerleyen Müslümanlar, aynı şevk ve heyecanla hizmete devam
etmektedir.
Mehmet Zaid Kotku, İslam'a büyük hizmetler vermiştir. Pek
çok kişi onun manevi eğitiminden istifade ederek imani ve ahlaki
yönden yükselmiştir.
Burada ismini sayamadığımız daha pek çok İslam alim ve önderi, İslam'a
çok değerli hizmetler vermişlerdir. Onların izinden giden pek çok
Müslüman da bu hizmete büyük bir şevk ve aşkla devam etmekte, Kuran
ahlakının dünyaya hakim olması için tüm imkanlarıyla çaba göstermektedirler.
Allah'ın izniyle İslam dünyasını çok güzel ve aydınlık bir gelecek
beklemektedir. Bu aydınlık geleceğin bir an önce tesis edilmesi
için, İslam ahlakının özünde olan ittifakın, birlik ve kardeşlik
ruhunun pekiştirilmesi son derece önemlidir. Sevgili Peygamberimiz
Hz. Muhammed (sav), "Size iki şey bırakıyorum onlara
sımsıkı sarıldıkça asla dalalete düşmeyecek ve sapıtmayacaksınız:
Kuran ve benim sünnetim" sözleriyle Müslümanlara uymaları
gereken yolu göstermiştir. Bizlere düşen bu yola uymak ve Allah'ın
bizlere verdiği şu emri hiçbir zaman unutmamaktır:
Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın.
Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın.
Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı
ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz,
tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki
hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (Al-i
İmran Suresi, 103)
|